• Selim Ural

“Spor hayatın keyifli yanıdır...”

NTV Spor Spikeri - Tuğba Dural

Spor kanalında yönetici olmadan önce muhabir olmanın kişiye çok şey katacağını belirten NTV Spor’un deneyimli spikeri Tuğba Dural, 10 yılı aşkın süredir edindiği tecrübelerini paylaşmak için bir kitap yazabileceğini söyledi.

Röportaj: Selim Ural - Metin Timur Tüfekçiler / İstanbul Ajansı

26 Kasım 2013

Medya Derneği ile İstanbul Şehir Üniversitesi’nin işbirliğinde düzenlenen Medya Okulu 2013 programının 3. haftası, 23 Kasım Cumartesi günü gerçekleştirildi.


İstanbul Şehir Üniversitesi’nin Altunizade’deki Doğu Kampüsü’nde düzenlenen programa konuşmacı olarak katılan NTV Spor’un deneyimli ekran yüzü Tuğba Dural, İstanbul Ajansı’ndan Metin Timur Tüfekçiler ve Selim Ural ile bir söyleşi gerçekleştirdi.


İyi bir spiker veya yönetici olmanın yolunun muhabirlikten geçtiğini kaydeden Dural, sahayı bilmeden, masadan sahanın yönetilemeyeceğini söyledi. Dural, spor spikeri olmadan önce haber servisinde çalışmak istediğini, ancak haberin kendisini yıpratacağını düşünerek spor alanında tercih yaptığını ifade etti.

Futbola, takım elbiseli insanların değil, futboldan gelen sporcuların yön vermesi gerektiğini kaydeden Dural, Türk futbolunda çok fazla paranın dönmesinden dolayı bir güç elde etme mücadelesinin olduğunu söyledi. Dural, bu sektöre girmeyen isteyen muhabir adaylarına, hiçbir haksızlık karşısında pes etmemeleri gerektiğini, gençlerin idealleri peşinde koşmalarını istedi.


- Spor medyasına, özellikle futbol programlarına baktığımız zaman takım elbiseli, kravatlı yaşlı başlı erkekleri görüyoruz. Biz niye Ali Ece, Bağış Erten, Banu Yelkovan gibi spor yorumcularını televizyonlarda göremiyoruz, bunu neye bağlıyorsunuz?


Bence bu yöneticilerle alakalı bir durum, onların tercih. Bu konuda yorum yapmam doğru olmaz. Türk futbolunda çok ciddi para dönüyor. Dolayısıyla bir güç kazanma mücadelesi var. Bundan dolayı kamuoyunda takım elbiseli, ciddi insanları görüyor olabiliriz. Bence bugün futbolda yaşadığımız sorunların sebebi, futbolculardan ziyade o takım elbiseli insanların futbola yön veriyor olmasıdır.


- Geçtiğimiz haftalarda burada yapılan sunumlarda, ülkemizde muhabirlik mesleğinin alt bir konum olarak görüldüğü, uzun süre muhabirlikte kalan birisinin sanki terfi edemediği gibi görüldüğü, halbuki muhabirliğin ayrı, yöneticiliğin de ayrı bir meslek olduğu fikirleri dile getirildi. Siz ne düşünüyorsunuz bu konuda?


Ben 2004 yılında spiker olmadan önce muhabirlik de yaptım. Bence iyi bir spiker veya yönetici olmanın yolu, iyi bir muhabir olmaktan gerekiyor. Eğer muhabirlik alanında uzmanlaşmak istiyorsanız, spiker veya yönetici olmaya mesafeli durmalısınız. Bence muhabirlik, sektörün en kıymetli, size habere taşıyan yeri. Ama bir muhabir daha sonra spiker olmayı da tercih edebilir.


Sahayı bilmeden sahayı yönetemezsiniz


Eğer hedefiniz spiker olmaksa, bana göre önce muhabir olmalısınız. Spor kanalında yönetici olacaksınız da önce muhabir olmanız size çok şey katacaktır. Sahayı bilmeden, oturduğunuz masadan sahayı yönetemezsiniz. NTV Spor’da bir Özgür Buzbaş örneği var mesela. Kendisi çok iyi bir Galatasaray muhabiriydi. Ardından Emek Ege ile çok iyi bir ikili olarak program sundular. Özgür Buzbaş şimdi ise haber müdürümüz olarak görev yapıyor kanalda. Yani bence bir muhabirin, haber müdürü olması bir terfidir. Spiker olması için aynı şeyi söylemem, ama bir muhabirin haber müdürü olması önemli bir terfidir.

NTV Spor'un sevilen yüzü Tuğba Dural, Medya Okulu 2013'te konuşmacı olarak yer aldı

İşin mutfağından geçmekte fayda var


Öte yandan o kişinin muhabir olarak kalmak istemesi de takdir edilesi bir durum. Yurtdışında bunun örnekleri var. Burada kişilerin tercihleri öne çıkıyor. Muhabirlik zor bir iş, bir noktadan sonra yorgunluk başlıyor. Ne olursa olsun, işin mutfağından geçmekte her zaman fayda var.


Daha önce haber spikeri olmak istiyordum


İnsanlar bana “Hala neden habere geçmedin?” diyor. Haber departmanına geçmeyi terfi gibi görüyorlar. Bence böyle bir şey yok. Haber ayrı bir alan, spor ayrı bir alan. Benim bugün habere geçmem, asıl habercilere gazetecilere saygısızlıktır diye düşünüyorum. Habercilik başka bir şey. İlk başta bu mesleğe başlarken haber spikeri olmak istiyordum. Ama vazgeçtim. Çünkü haberde çok ciddi bir karmaşa var. Ben çok duygusal, her şeyden çok etkilenen, yıpranan bir insanım. Haberde her şey gerçek. Spor ise hayatın keyifli yanı.


- Bugünkü sunumunuzda, spordan diğer alanlara geçen spikerlerden bahsettiniz. Az önce de habere geçmeyi düşünmediğinizi belirttiniz. Doğru işi yaptığınıza inanıyor musunuz?


Kesinlikle inanıyorum. Televizyonda bir alanda çalışacaksam, uzun vadede spor daha uygun benim için. Haberde olsaydım acaba nasıl olurdum diye düşünüyorum zaman zaman ama şuan bulunduğum noktadan çok memnunum.


Tecrübelerimi paylaşabilirim


Spikerlikten sonra da kendime ait bir program hazırlamak istiyorum. Tabi yöneticilik vasıflarım gelişirse, yine bu anlamda da faydalı olmak isterim çalıştığım kanala. Aynı zamanda bu edindiğim bilgi ve tecrübeleri paylaşabilmek de çok önemli benim için. Çünkü mesleğe başlayan insanlarda hep bir korku var; ‘Acaba olur mu?’. Çünkü medya, her sektör gibi ciddi haksızlıklarla karşılaşılan bir sektör.


- Peki edindiğiniz ve edineceğiniz bu bilgi ve tecrübeleri kitap yazarak paylaşmayı düşünür müsünüz? 10 yılı aşkın bir süredir bu işi yapıyorsunuz.


Şu an siz bu soruyu sorarken aklıma geldi. Evet düşünebilirim. Ama henüz çok erken. Radyo-televizyon öğrencilerine, sektöre yeni girecek arkadaşlara, yaşadıklarımı ve gördüklerimi anlatmak isterim.


Kendinizi kanıtlamanız lazım


İnsanların bir kere şunu kabul etmesi gerekiyor; bu sektör çok talep gördüğü için maalesef kendinizi kanıtlamanız gerekiyor. İnsanlar haklı olarak mezun olduktan sonra bir ücret karşılığı emeklerinin karşılığını almak istiyorlar. Ama bu durum, bu sektör için pek kolay olmuyor maalesef.


- Spor muhabirliğinde, e-mail üzerinden röportajı ne kadar sağlıklı buluyorsunuz?


Tabii ki sağlıklı değil, katılıyorum. Ancak kendi işimiz de çok yoğun olduğu için uzun röportajlara gün içerisinde zaman ayıramıyoruz. Biraz da konuştuklarınızın, farklı yansıtıldığı bir sektör var. Bu yüzden de daha garantiye gitmek adına e-mail üzerinden röportajı tercih ettiğimiz zamanlar oluyor. Ama tabi ki doğrusu e-mail üzerinden röportaj yapmak değildir.

10 yılı aşkın süredir spor basınında yer alan Tuğba Dural, deneyimlerini va yaşadıklarını katılımcılarla paylaştı

- İstanbul’da gezmekten keyif aldığınız yerler nereler?


İstanbul’da sevdiğim yerler özellikle denizi görebildiğim yerler oluyor. Ben Zonguldak’ta büyüdüm. Orada her sabah denizi görerek uyandığım için burada da denize yakın yerleri tercih ediyorum. İstanbul Boğazı çevresinde vakit geçirmekten keyif alıyorum.


Beyoğlu ve Nişantaşı’na gitmekten keyif alıyorum


Uzun süre Nişantaşı’nda yaşadığım için oradan da çok keyif alıyorum. Kesinlikle lüks merakı olarak algılanmasın bu. Sadece nezih ve rahat edebildiğim bir yer olduğu için söylüyorum.

Beyoğlu, havasını solumak istediğim bir yerdir. Ayda bir kere giderim, orayı özlerim.


- Sizce İstanbul’un en büyük problemi nedir? İstanbul’un daha yaşanabilir bir kent olması için neler yapılabilir sizce?


Şu an İstanbul’un en büyük problemi, insanların birbirine zorluk çıkarıyor olmasıdır. Bu şehirde insanlar çok anlayışsız maalesef. Herkes kendi telaşında, dolayısıyla etrafını unutuyor. İnsanlarımız daha anlayışlı olsalar çok daha iyi olur.

Daha sonra trafik problemi çözülmeli. Bence trafik problemi de iletişim kaynaklı bir sorun.


- Spor basınına, medya sektörüne girmek isteyen gençlere neler önerirsiniz?


Spor muhabiri adayı gençler bütün branşları takip etmeliler. Mutlaka ama mutlaka yabancı dilleri olsun. Çünkü spor çok geniş bir alan. Bütün ülkelerden rakipleriniz olabiliyor. Mesela tenis gibi bazı branşlar tamamen yabancı sporcu ağırlıklı.


Haksızlıklar karşısında pes etmesinler


Ardından okumak, öğrenmek, araştırmak gerekiyor. İsmail Şenol örneğini sunumda da söyledim. İsmail çok genç bir arkadaşımız. Ancak basketbol alanında uzmanlaşmış birisi. Birçok tecrübeli spor gazetecisinin edinemediği bilgi birikimi ve çevreye sahip. Gençler, İsmail Şenol’u örnek alsınlar. İsteklerinden, azimlerinden hiçbir haksızlık karşısında vazgeçmesinler. Ben kendim yaşadığım için söylüyorum. Mutlaka karşılığını alacaklarına inanıyorum.


İdealleri uğruna mücadele etsinler


Güneş balçıkla sıvanmıyor. Ben CNN Türk’ten haksız bir şekilde çıkarıldığımda Emre Tilev, “Sakın üzülme, güneş balçıkla sıvanmaz” demişti. Ben oradan çıkışımı imzalamadan NTV ile anlaşmıştım. Gençlere tavsiyem önce bir idealleri olsun ve bu idealleri uğruna savaşsınlar, pes etmesinler.


- Peki çok teşekkür ediyoruz. Umarız keyifli bir sohbet olmuştur.


Ben teşekkür ederim.


Kaynak Link


  • Facebook
  • Twitter
  • Instagram
  • Beyaz LinkedIn Simge

© İşbu sitenin tüm hakları saklıdır. Site içerisindeki fotoğraflar ve diğer dökümanlar izinsiz kopyalanamaz, çoğaltılamaz. Şahsımdan izin almak veya kaynak göstermek suretiyle bilgi paylaşımı yapılabilir.