• Selim Ural

"Empati kültürünü yerleştirirsek birçok sorun çözülür"

Beyoğlu Kaymakamı - Osman Ekşi

Röportaj: Selim Ural / İstanbul Ajansı

14 Haziran 2013

Rize İkizdere’de dünyaya gelmesine karşın İstanbul’un Kadıköy ilçesinde büyüyen Osman Ekşi, memleketin 10 farklı noktasında kaymakamlık ve vali yardımcılığı görevlerinde bulundu. Yaz aylarında Heybeliada’da denize girmeyi seven Ekşi, tatil günlerini ise Karadeniz’in serin yaylarına çıkarak geçirmeyi tercih ediyor. Siyasette ve idarede artık gençlerin daha fazla yer alması gerektiğini ifade eden Beyoğlu Kaymakamı Osman Ekşi ile keyifli bir röportaj gerçekleştirdik…


- Bürokrat olmaya nasıl karar verdiniz?


İzmir – Karaburun’da ilk göreve başladığımda 26 yaşındaydım.Ben Karadenizliyim, memleketim Rize – İkizdere. Ama İstanbul – Kadıköy’de büyüdüm, ilkokul, ortaokul ve liseyi burada okudum. Kaymakam olmaya lise sıralarındayken karar verdim. Muhtemelen babamdan etkilendim, çünkü babam hep kaymakam olmamı istemişti.


-Hali hazırda ve ileriki günler için hangi projeleriniz var?


Beyoğlu, özellikli bir ilçedir. Beyoğlu’nun nüfusu 250 bin civarındadır ama sırf şu İstiklal Caddesi ve Taksim akışında günde 2 milyon insan hareket ediyor. Dolayısıyla burada turizm, güvenlik, kültür, sosyal faaliyetlerin yolunda gitmesiyle ilgilenmek zaten bizim günümüzün tamamını meşgul ediyor.

Beyoğlu deyince insanların akıllarına bazen çok zengin ve gezmeye gelen insanlar gelir ama bizim kırsal kesimden gelmiş, gelir durumu düşük oldukça fazla nüfusumuz var. Onların ihtiyaçlarını giderme yolunda Sosyal Yardımlaşma Vakfı’nı etkin çalıştırmaya gayret ediyoruz. Vatandaşların güvenlik taleplerine cevap vermeye çalışıyoruz. Gelen yabancı misafirlerin rahat gezmelerini teminen onlara rehberlik ediyoruz zaman zaman. Tabi eğitim, sağlık gibi vatandaşların dertleriyle uğraşıyoruz.İş arayanlara, iş arama yollarında yardımcı oluyoruz. Onlara meslek edindirme gayreti içerisindeyiz. Bizim bu bölgede Anadolu’nun farklı noktalarından gelip kalacak yer bulamayan çok sayıda insanlar la karşılaşıyoruz. Onlara yardımcı olduğumuz zaman gülen bir yüz görüyoruz giderken, bu da hoşumuza gidiyor bütün yorgunluğumuzu alıyor.


- Peki Beyoğlu’nda görev yapmak nasıl bir duygu?


Beyoğlu tabi her yerden farklı. Aslında İstanbul başlı başına farklı zaten. Bence İstanbul dünyanın bir numaralı şehridir. Fransız ütopyacı düşünür fuarev 1800 lerde “her türlü mükemmelliye sahip İstanbul” düşüncesine yürekten katılıyorum. “Dünya bir devlet olsaydı başkenti İstanbul olurdu” Beyoğlu, İstanbul’un özellikli bir ilçesidir. 13. yüzyılda Venedikliler, Cenevizliler ile başlayan çok kültürlülük, çok inançlılık, çok değişik yaşam biçimlerinin bir arada bulunduğu özellik günümüze kadar gelmiştir. Hala ilçemizde camisi, sinagogu, kilisesi bir arada yer almaktadır. Değişik inançta insanlarımız, değişik düşüncede insanlarımız hep beraber güzel bir ahenk içinde yaşıyor. Bu özellik hala burada devam ediyor. Böyle bir yerde kaymakamlık yapmak güzel bir şey. Burada bütün dünyanın renklerini görebiliyorsunuz. Tabi bir yandan Anadolu’yu da Beyoğlu’nda çok rahat görebilirsiniz. Kasımpaşa’ya, Sütlüce’ye, Hacı Ahmet’e ve Hacı hüsreve gittiğinizde Anadolu nun renklerini bulabileceksiniz.. Böyle bir zenginlik içerisinde idarecilik yapmak gurur verici bir olgudur.


- Peki İstanbul’un daha yaşanabilir bir kent olması için neler yapılabilir sizce?


İstanbul’daki en büyük sıkıntı şuan için trafik. Bu biraz insanımızın araba kullanma alışkanlığının getirdiği bir durum. Toplu taşıma kültürümüz maalesef zayıf. Ama şimdi tüneller, metrobüs hatları, raylı sistemler hayata geçtikçe insanımız buna yöneliyor. Görüyorlar ki toplu taşıma araçlarıyla bir yerden bir yere gitmek çok daha rahat, ucuz, çabuk. Bunu gören insanımız aracını bahçesine veya toplu taşımaya en yakın noktaya bırakıyor artık. Bu kültürü yerleştirdiğimiz vakit, trafik sorunumuzun yüzde 50’sini halledeceğimize inanıyorum. Diğer taraftan tabi yeni yollar inşa etmemiz gerekiyor. İstanbul Büyükşehir Belediyemiz de bunun için çalışıyor. 15 milyon insanı dolaştırmak çok da kolay değil tabi. Belki deniz yollarını biraz daha aktif hale getirmemiz gerekiyor. Ben bunun da yakın zamanda çözüleceğine inanıyorum.


İstanbul’u bozmadan kentin bu güzelliklerini ön plana çıkararak dünyaya anlatmamız lazım. 50 milyon turist hedefi, İstanbul’umuz için çok uzak, hayal bir sayı değil, buna kesinlikle inanıyorum. İstanbul gerçekten güzel bir şehir, burada yaşamak bir şanstır. “Güleni şöyle dursun ağlayanı bahtiyar” diyor şair. Zaten 15 milyonun burada yaşamak istemesi bu özelliklerdir.


Sorun şurada aslında; İstanbul’a gelen nüfusun sonu yok. Her sene bir şehir katılıyor İstanbul’a. Bence bunun çaresi Anadolu’da insanlarımızın çalışabileceği, yaşayabileceği alanları arttırmak ki son zamanlarda önemli yatırımlar yapıldı, Doğu’da, Ege’de Akdeniz’de insanlarımız artık göç etme mecburiyetini daha az görüyorlar. Biz de bu dışarıdan göçü yavaşlatabilirsek, İstanbul kendi problemlerini çözecektir.


- Anadolu’nun çeşitli yerlerinde de görev yaptınız. Şunu sormak istiyorum; Anadolu’dan İstanbul nasıl gözüküyor?


Tabii İstanbul’da yaşamayanlar için burası bir hayal. İstanbul’da basında, televizyonlarda veya buraya gelip gidenlerin anlatımlarıyla hep ulaşılması hayal edilen bir yer olarak insanların aklında yer etmiş durumda. Bazen de gelip zorluğunu görenler için korkutucu olabiliyor. İstanbul’da büyük hengame içinde insanın tutulması da çok kolay değil, iş, aş bulmak kolay değil. Geçmişte ‘taşı toprağı altın’ dediler ama o altını bulmak o kadar da kolay değil. Aslında taşrada gördüğüm kadarıyla; insanlarımız, ihtiyaçları yerlerinde karşılandığı sürece yurtlarını, topraklarını, şehirlerini o kadar da bırakmaya gönüllü değiller. Yani orada iş bulabilirse, okuyabilirse, sağlık problemini çözebilirse İstanbul’a sadece gezmeye gelir. Son zamanlarda, Anadolu’daki kentlerimizin imkanları arttıkça insanlarımız da orada kalıyor.

-Sosyal medyada var mısınız?


Hayır sosyal medyada herhangi bir hesabım yok. Eğer birine bir şey söylemek istiyorsam telefon açıyorum. Hatta bayram tebriklerini de telefon açarak iletiyorum, mesaj da atmıyorum. Karşı tarafın bizzat sesini duymayı tercih ediyorum. Ben eşimi, dostumu, ailemi bayramlarda; mümkünse yerinde gidip ziyaret etmek, mümkün değilse arayarak sesini duymayı tercih ediyorum. Ayrıca Beyoğlu Kaymakamlığımızın internet üzerinden www.beyoglu.gov.tr adresinden vatandaşlarımızın bize ulaşması mümkündür. Ben istiyorum ki, gençlerimiz , çocuklarımız, sokakta daha çok zaman geçirsin, daha çok terlesin, daha çok spor yapsın, daha çok kitap okusun veya başka insanlarla yüz yüze, kol kola ilişkide olsunlar istiyorum. Bizim; televizyon, telefon ve interneti kullanma kültürümüzden şikayetim var. Yoksa günümüz gençlerinin, bizim gençliğimizden çok daha bilgili ve yetişmiş olduğunu düşünüyorum.


- Taksim Meydanı ile ilgili ne söylemek istersiniz?


İstanbul, dünyada bir numaralı metropol bir şehirdir. Bana göre İstanbul’un kendine yakışan bir meydanı yok. Taksim Meydanı çok meşhur bir meydan. Anadolu’da herhangi bir yerde Taksim deseniz, hiç İstanbul’a gelmemiş bir insan bile kafasında bir şey canlanır. Dünyada da Taksim’in önemli, tanınmış bir ismi var. Fakat adam buraya geldiğinde ‘Taksim Meydanı bu muymuş” diye şaşırıyor. Çünkü Taksim’de meydan yok. Yani zaten her tarafını trafik kaplamış, otobüs durakları tam orta yerde, merdivenle in, çık falan… İstanbul’a bir meydan lazım. Bu meydanın da en güzel yeri Taksim Meydanı’dır. Taksim Meydanı’nı, şöhretine uygun bir hale getirmek gerekir.


Şu an devam eden yayalaştırma projesi çok geç kalmış bir çalışma, belki de 10 sene önce, 20 sene önce yapılmalıydı bu. Bütün trafik yeraltına alınmalı ve yerüstü insanlara bırakılmalı.


- Bu bölgeye günde 2 milyon insan geliyor dediniz mesela…


Evet buraya 2 milyon insan geliyor ama, İstiklal Caddesi’ni gezmeye geliyor. Taksim Meydanı’nda kayboluyorlar. Yani meydanda oturup etrafı seyreden, orada çocuğuyla gezen insanlar yok, öyle bir hava yok maalesef. Meydana gidiyor, ya otobüse binip gidiyor, ya da otobüsten inip İstiklal Caddesi’ne gezmeye gidiyor. Ben istiyorum ki bu 2 milyon insan Taksim Meydanı’na gitsin otursun, etrafı seyretsin, birbirleriyle konuşsun, çocuğu orada oynasın, bisiklete binsin, paten kaysın. Yani tam bir şehir meydanı olsun burası. Bunu bazı Avrupa şehirlerinde görüyoruz. Bizim Taksim Meydanı’nımızın ismi çok meşhur, şöhretli ama fiziki yapısı ismine uygun değil.


- Günümüz gençlerine, devletine, milletine hizmet etmeleri için ne önerirsiniz? Hangi yolu izlesinler?


Biz iş başında daha çok gençlerin yer almasını istiyoruz. Hem ticarette hem idarede hem de siyasette gençlerin daha fazla yer alması lazım. Bir toplumda; çocuk var, genç var, orta yaşlı var, yaşlı var, kadın var, erkek var… Yani toplum dediğimiz şey değişik kesimlerden oluşuyor. Her kesimin, orantılı olarak o toplumun idaresinde, günlük hayatında yer alması lazım. Gençler için de bu böyle, kadınlar için de bu böyle.


Maalesef bizim idare de yaş ortalamamız yüksek. Bunu biraz daha aşağıya düşürmemiz lazım. Yani gençlerin siyasete, idareye girmesi şart. Gençlerimiz ülkeleriyle, çevreleriyle ilgilensinler, sorumluluk alsınlar. Bir kere bu ülkeye hizmet etmek istiyorlarsa, ne iş yapıyorlarsa onun en iyisini yapmak için çalışsınlar. Diyelim ki temizlik görevlisi olacaklar; o yeri en iyi şekilde tertemiz yapmak için uğraşmalılar. Üst düzey yöneticiyse en iyi yönetici olsun. Bakkalsa en iyi bakkal olsun. Mühendisse en iyi mühendis olsun. Başka da bir şey yapmalarına gerek yok.


- Son olarak şunu sormak istiyorum; toplumun bir arada barış içinde yaşaması için neler yapılmalı sizce?


İnsanlarımızın empati duygusunu kazanmaları lazım. Vatandaşlarımız birbirlerini anlamak isterlerse bütün sorunlar çözülür. Yani senin gibi yaşamayan insana sert bir davranışta bulunduğunda; o davranış sana yapıldığında hoşuna gider miydi diye düşünmek gerekir.


Empati kültürünü yerleştirmemiz lazım, şehir kültürünü yerleştirmemiz lazım. Şehir içerisinde yaşayan insanlar, sonsuz bir özgürlük içerisinde olamazlar. Yani evinde istediğin gibi bir gürültü yapamazsın, çöpünü istediğin de dışarıya atamazsın. İnsan hakları ve demokrasi gibi kavramların okullarda okutulması; siyasi partilerin, kendi taraftarlarına bu anlamda eğitim programları düzenlemeleri lazım. İdarecilerin davranışları önemli. Bizim insanımızın bu anlamda yetenekli olduğunu düşünüyorum.


Biz biraz geçmişimize bakalım; Beyoğlu, 13. yüzyılda Bizans döneminde Cenevizliler ticari anlamda İstanbul’a gelmişler. Sonra Fatih Sultan Mehmet İstanbul’u fethetti, Müslüman bir toplum buraya geldi. O günden bugüne değişik toplumlar, ırklar iç içe yaşamaya devam ediyor. Beyoğlu’nda Müslüman bir ailenin evini, Hristiyan bir ailenin evini veyahut Yahudi bir ailenin evini üst üste görebilirsiniz. Bizim insanımız bu tarihe, bu geleneğe alışık. Çok değişik yaşam biçimleri bütün Anadolu’da, İstanbul’da yaşamış. Bizim ecdadımız böyle bir problem yaşamamış, biz de yaşamayız.Bizim damarlarımızda, genlerimizde bu anlayış zaten var, bunu kaybetmiş değiliz. Bazı dış müdahaleler olduğu zaman sıkıntılar oluyor. Yoksa biz bir arada çok güzel yaşarız, yaşıyoruz da.


- Peki çok teşekkür ediyorum. Umarım keyifli bir sohbet olmuştur.


Ben teşekkür ederim.


Kaynak Link


  • Facebook
  • Twitter
  • Instagram
  • Beyaz LinkedIn Simge

© İşbu sitenin tüm hakları saklıdır. Site içerisindeki fotoğraflar ve diğer dökümanlar izinsiz kopyalanamaz, çoğaltılamaz. Şahsımdan izin almak veya kaynak göstermek suretiyle bilgi paylaşımı yapılabilir.