• Selim Ural

"Vatanına en iyi hizmet eden, işini en iyi yapandır"

Beşiktaş Kaymakamı - Saadettin Yücel

Röportaj: Selim Ural / İstanbul Ajansı

23 Mayıs 2013

İstanbul’un gözbebeği Beşiktaş’ta 4 senedir kaymakamlık görevini yürüten Sadettin Yücel, İstanbul Ajansı’nın sorularını yanıtladı. 1964 yılında Çorum’da ayakkabıcı ustası bir babanın oğlu olarak dünyaya gelen Yücel, memleketin 7 farklı köşesinde kaymakamlık görevini üstlendi. Yücel, 5. senesine girdiği Beşiktaş’ta bugüne kadar binlerce projeye imza attı. Kapıya geleni geri çevirmemesiyle tanınan Yücel'in yardımseverliği, diğer ilçede ikamet eden vatandaşların bile bildiği bir durum. Gençliğinde amatör olarak voleybol oynamış ve halen boş vakitlerini voleybol oynayarak değerlendiren Beşiktaş Kaymakamı Sadettin Yücel'i yakından tanımak için röportajımıza başlıyoruz…


- Siz Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Kamu Yönetimi mezunusunuz. 7 farklı yerde kaymakamlık yaptınız, son olarak Beşiktaş’ta kaymakamlık görevini yürütüyorsunuz. Bürokrat olmaya nasıl karar verdiniz, sizi cezbeden şey neydi?


Ben esnaf çocuğuyum, babam ayakkabıcıydı. Dükkanımız öyle büyük değildi, dışarıdan eleman çalıştırma gibi bir durumumuz yoktu. O nedenle evin oğlu dükkanın kimi işlerine yardımcı olmak zorundadır. Ben de ilkokula başlamadan önce 1969 yılında dükkanın bankalardaki işlerini takip etmeye başladım.


-Yani 6 yaşınızda dükkanda işe başladınız.


Evet, ilkokula başlamadan, okuma yazma öğrenmeden dükkanın işlerine yardım etmeye başladım. Bu denli erken yaşta çalışmaya başlayan siz, ister istemez başta kamu olmak üzere, kuruluşlar ve kurumlarla muhatap olmaya başlarsınız ve genellikle o küçük yaşlarda büyük adamlarla muhatap olursunuz, büyük adam muamelesi görürsünüz. O küçük yaşta pek çok kuruluşta arzu etmediğim muhataplıklarla karşı karşıya kaldım. Bankaya gidiyorum, ‘şu tarihte şu kişiye ait senet var mı’ diye sorduğumda bana sert bir şekilde “Bekle!” derlerdi. Bunu usulünce söyleseler ne olurdu sanki? “Bekle yavrum” veya “Hemen bakayım evladım” deseler ne olurdu ki yani…


O çocuk çağımda gördüğüm muameleler, beni bir arayışa itti. Ve arayış neticesinde de vali olunması gerektiğini öğrendim. Peki vali nasıl olunur diye sorduğumda önce kaymakam olmam gerektiğini söylediler. Peki kaymakam kimdir, görevi nedir hiç bilmem. O zaman sorduğumda bana kaymakamı şöyle tarif ettiler: “Ankara’ya giderken Sungurlu diye bir ilçemiz var ya, işte oranın valisi…” Ben de “İyi tamam kaymakam olurum o zaman.” dedim. Üçüncü aşamada kaymakam nasıl olunacak diye sorduğumda, siyasal bilgiler okumam gerektiğini öğrendim. Ortaokul 3. sınıfta, Mart ya da Nisan ayında ben kaymakam olmaya karar verdim.


-Kaymakamların görevlerini vatandaş çok bilmiyor. Kaymakamlık ile belediyenin farkını nasıl açıklayabilirsiniz? Yani vatandaşa, kaymakamlık makamının görev ve yetkilerini nasıl tanımlarsınız?


Kaymakamlıkların bu konuda yasalarımıza serpiştirilmiş yetki ve sorumluluk listesi var. Ama bir kolaylık olsun diye bu sene, Uluslararası Yönetici Sempozyumu’nda kaymakamların adına konuşmacı bendim, oradaki konu da buydu. Sempozyumda bu konuyu derli toplu bir şekilde tebliğ ettim, ayrıca www.besiktas.gov.tr ‘de de ‘Kaymakamın Görev ve Yetkileri’ başlığında bunu yayınladık. İlk defa bu konuda, yasalardan hareketle derli toplu bir liste verdim. Dediğim gibi bu görev ve sorumluluklar yasalarımıza serpiştirilmiş. Bir vatandaşın bunu tek tek bilmesi mümkün olmadığı gibi gerekmeyebilir de. Arzu eden internet sitemizden bu konuya ulaşabilir.


Belediyeler derken biz de malum şöyle diyelim; bir genel yönetim var, genel yönetimin taşra teşkilatı var. Taşra teşkilatı nedir? Ankara’daki hükümetin taşradaki il ve ilçe yapılanması. İlin başında vali ve il müdürleri vardır, ilçede kaymakam ve ilçe müdürleri vardır. Bunlar merkez adına verilen işleri yaparlar. Özellikle vali ve kaymakamın attığı imza, hangi işse o işin karşılığı olan bakan adına atılan imzadır.

Belediyeler ise yerel özerkliği olan idare birimlerdir. Bunlar daha ziyade o yerel halkın ihtiyaçlarını gidermek üzere şekillendirilmiş, organize edilmiş birimlerdir. Nedir bunlar; ilk olarak imardır. İkincisi temizliktir. Üçüncüsü sosyo-kültürel faaliyetlerdir.


Kaymakam, yasadan kaynaklanan görevi gereği vatandaşı doğru muhataba yönlendirmek yükümlüdür. Yani vali ve kaymakamlık joker kuruluş diyebiliriz. Dolayısıyla bu konuları ak ya da kara diye ayırt etmemiz pek mümkün değil. O yüzden merkezi hükümetin üstlendiği görevleri, duruma göre vali veya kaymakamlıklar yerine getirir. Buna mukabil daha yerel motifli, yerel renkli hizmetler de belediyelerimiz veya il özel idarelerimiz marifetiyle yerine getirilir.

- İstanbul’da ailenizle gitmekten keyif aldığınız bir yer var mı?


Ailemle, 5 senedir İstanbul’da bir yerlere gidip çay içme fırsatı bulamadım desem yalan olmaz. Her haftamız her günümüz dolu geçti. Nadiren boş olduğum zamanlarda da evimde vakit geçirmeyi seviyorum. Hani diyor ya; evim evim güzel evim…


- Gezmekten keyif aldığınız yerler var mı peki?


Fırsat buldukça Eyüp Sultan ve Yuşa Tepesi’ne Yuşa Hz.’lerini ziyaret etmek isterim doğrusu. Senede bir defa gitmeye çalışırım. Yani hanımla beraber Bebek sahilinde yürümek de çok isterim ama hiç fırsatım olmadı şuana kadar.


- Peki Beşiktaş’ta görev yapmak nasıl bir duygu? İstanbul’un göbeğindesiniz.

Ayrıcalıklı bir duygu olduğunu söyleyebilirim. Beşiktaş prestijli bir yer. Gerek Beşiktaş’ta yaşamak gerekse Beşiktaş Kaymakamı olarak hizmet sunmak ayrıcalıklı bir duygu.

Beşiktaş’tan bir şeyler almanın değil, Beşiktaş’a bir şeyler vermenin öncelikli prensibim olduğunu söyleyebilirim.


- Şuana kadar görev aldığınız 8 yer içerisinde en unutamadığınız, duygusal bağınızın olduğu bir yer var mı?


Benim görev yaptığım her yer çok güzeldi açıkçası. Her yerden dostlarım var, iletişim içerisindeyiz, arıyorlar sağolsunlar görüşüyoruz. Bu bakımdan şurası demem doğru değil açıkçası, mümkün de değil. Her yer kendine göre çok güzeldi. Bu biraz sizin bakış açınıza bağlı bir şey. Memleketimizin her yeri çok güzel.


- İlk göreviniz Eskişehir idi değil mi?

Evet, Eskişehir’in Mihalıççık ilçesi. Daha sonra Burdur - Altınyayla, Muş - Varto, Sivas - Gürün, Antalya - Gazipaşa, Samsun - Havza, Tokat – Turhal ve en son burası Beşiktaş görev yerlerim oldu.


- İstanbul’a gelecek olursak İstanbul’u diğer ülke metropollerinden ayıran en büyük özelliğinin ne olduğunu düşünüyorsunuz?


Ben ortaokul 1. sınıfı okuduğum 1975’ten beri İstanbul’a gelip giden birisiyim. Çarşıkapı bizim ayakkabıcıların merkezidir. Burada mal alırdık, satardık. Açıkçası İstanbul’u iki türlü değerlendirmek lazım. İstanbul bir defa bizim çok önemli merkezlerimizden bir tanesi; gerek sanayi, gerek ticari, gerekse ilmî ve akademik olmak üzere. İstanbul, nüfus olarak ülkenin beşte biri. Ama ekonomik olarak yarısından fazlası. Bunlar gerçekler. İstanbul’un bir de yaşanıp, hissedilip ifade edilmeyen bir cazibesi var. Burası farklı bir diyar, farklı bir şehir. O yüzden İstanbul’a nereden baktığınıza bağlı olarak bu durum değişir. Eğer İstanbul’a biraz ekonomik, materyalist bir gözle bakarsanız İstanbul’un bu ülkenin vitrin kenti, liman kenti, yatırım kenti, ticaret kenti, akademi kenti olduğunu söyleyebiliriz. Bizim siyasi ve idari başkentimiz Ankara, ama fiili başkentimiz de İstanbul. Beşiktaş da, İstanbul ve ülkenin bir vitrini. İnsanlar genellikle ülkeyi buradan tanıyorlar.


İstanbul’da nüfus artarken yaşanabilirlikle de artıyor. Bu konuda belediyelerimizin, merkezi yönetimimizin yatırımları ortada. Keşke mümkün olsa da sanayi İstanbul’dan Anadolu’ya yayılsa; Anadolu’da sanayi ve ticaret ehli ne kadar insanımız varsa İstanbul’da birer irtibat bürosu açsa. Yani İstanbul artık sadece görüşmelerin ve pazarlamaların olması gereken bir kent, sanayinin olması gereken bir kent değil. İstanbul’dan sanayiyi yavaş yavaş kaldırmak lazım. Oturduğunuz yerden fabrikanızın bütün detaylarını görebiliyorsunuz, teknoloji artık buna müsaade ediyor. Ülkemizin her yerinde çok şükür havaalanları da var. Gönlüm arzu ediyor ki sanayiyi İstanbul’dan Anadolu’ya götürelim, İstanbul’u bir fuar yeri yapalım.

- Peki İstanbul’dan sanayinin çıkarılması dışında daha neler yapılabilir?


Napolyon demiş ya “Dünya bir devlet olsaydı başkenti İstanbul olurdu” diye. İstanbul aynı zamanda gönüllerin dünya başkenti. Her kısım insanın kendince bir yer bulabildiği, anlam ifade edebildiği şeyler var burada. Aynı zamanda gerek sıhhat imkanlarının çok daha çeşitlendirilmesi, diğer taraftan otel hizmetlerinin daha yaygınlaştırılması olabilir. Bu konularda zaten çalışmalar var, otelleşme çalışmaları devam ediyor. Eminim ki beklenti olarak ifade ettiğimiz şeyler, çok uzun olmayan bir zaman diliminde gerçekleşmiş olacak. Çünkü bir dünyanın gözü burada. Dünyanın cazibe merkezlerinden bir tanesi İstanbul.


- Son olarak şunu sormak istiyorum; günümüz gençlerine, devletine, milletine hizmet etmeleri için ne önerirsiniz? Hangi yolu izlesinler?


Aslında bakarsanız çok basit, herkesin bildiği bir şey; herkes kendi kulvarında ve kendi seviyesinde işini ne kadar iyi yapıyorsa vatanını da o kadar çok seviyordur. Ziya Paşa ne diyor; “Âyinesi iştir kişinin lafa bakılmaz. Şahsın görünür rütbe-i aklı eserinde.” diyor. Bu anlamda öğrenciyseniz öğrenciliğinizi iyi yapacaksınız. Elbette mazeret ve gerekçelerimiz vardır ve olabilir. Ama burada asıl olan sonuçtur. Bu yüzden hepimiz iyi niyetli samimi gayretlerimizi devam ettirmeliyiz. Aksi takdirde konuşuruz ama bir işe yaramaz.


- Yani her kim hangi mesleği yapıyorsa en iyisini yapmalı, en iyi hizmet budur...


Elbette. Mesele burada sizin o işin hakkını verip vermediğinizle alakalıdır. Yoksa cumhurbaşkanı olursan iyidir de hizmetli olursanız kötüdür… Böyle bir şey yok. Hizmetlinin işini yapmadığı zaman da o dairede iş kalıyor. Bunun için kaymakam, vali, cumhurbaşkanı olmaya gerek yok ki. Herkesin işi önemli. Buradaki sorun işin mahiyeti itibariyle gereğinin yapılıp yapılmadığıdır. Çünkü modern dünyada bakarsanız hepimiz bir takım oyunu oynuyoruz. Takımda herkese ihtiyaç var, yeter ki siz işinizi iyi yapın, alanınızı iyi tutun. Yoksa ben şöyle olsaydım, böyle olsaydım… Ben bunlara inanmıyorum.


O mu söylemiştir bilmiyorum ama Hz. İsa’ya atfen söylenen bir söz vardır; “Dün geçti. Yarın meçhul. Hayat bir gündür, o da bugündür.” Aynı şey hepimiz için geçerli. Görev; şuan üstlendiğin sorumluluktur. Onu iyi mi yaptın, yapmadın mı? Halep oradaysa arşın burada. Benim anlayışıma göre insanın en adil hakîmi ve en acımasız muhalifi kendisidir, yani vicdanıdır. Eğer vicdanına kulak verirsen o sana doğruyu söyler.


- Peki çok teşekkür ediyorum. Umarım keyifli bir sohbet olmuştur.

Benim açımdan oldu. İnşallah okuyucularımız tarafından da faydalı bir sohbet olmuştur.


Kaynak Link


  • Facebook
  • Twitter
  • Instagram
  • Beyaz LinkedIn Simge

© İşbu sitenin tüm hakları saklıdır. Site içerisindeki fotoğraflar ve diğer dökümanlar izinsiz kopyalanamaz, çoğaltılamaz. Şahsımdan izin almak veya kaynak göstermek suretiyle bilgi paylaşımı yapılabilir.